Bir ülkenin gücü yalnızca tarihsel birikimiyle değil, o birikimden süzülen değerleri bugün nasıl yaşattığından, nasıl koruduğundan ve yarına nasıl taşıdığından anlaşılır. Hukuk, adalet, demokrasi, insan hakları ve bağımsız kurumların varlığı gibi kazanımlar, bir kez elde edildiklerinde kendiliğinden varlığını sürdüren değerler değildir. Bu değerler korunmadığında ya da siyasal çıkarların hizmetine girdiğinde, önce anlamlarını yitirir; ardından kurumlar zayıflar, adalet duygusu aşınır ve toplumda derin bir güvensizlik hissi yerleşir. Zamanla olağan kabul edilen ihlaller, sessiz bir normalleşmeye dönüşür ve çürüme fark edilmeden derinleşir. Türkiye de bu süreci yaşamış; hukuk devleti ilkesinden giderek uzaklaşan bir rota içine sürüklenmiştir. Uzun süre toplumun önemli bir kısmı, bu dönüşümü ya fark edememiş ya da kendisini doğrudan etkilemediğini düşünerek duyarsızlaşmıştır. Siyasal aktörlerin toplumu kendi lehlerine yeniden şekillendirme çabaları, hukuki ve demokratik refleksleri zayıflatmıştır. Buna rağmen Türkiye, tarihsel birikimi, hukuksuzluğa maruz kalan liyakatli insan kaynağı ve toplumsal enerjisiyle yeniden ayağa kalkabilecek bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin açığa çıkabilmesi, yaşanan hukuksuzluklarla cesurca yüzleşmeyi gerektirir.

Satın Alma veya İndirme Linki

https://a.co/d/0eXEJTQ3